Başka bir hayatın mevcut hayatımızdan daha güzel olacağını hepimiz düşünmüşüzdür. Alternatif başka bir hayatın.. Kimisi için başka bir eşte, kimisi için başka bir işte ve çoğumuz için de başka bir ülkede. Varsayalım ki Türkiye’deki kaotik siyaset damarlarımıza işlemeseydi.. Yine de başka bir ülkede yaşamak isteyecek miydik? Bir sosyal medya platformundan mailime gelen şu bildirimden sonra bu soru üzerinde yoğunlaştım:
I’m really grateful for the childhood Portugal offered me but it can’t give me a future and I have to be the one fighting for it, somewhere else.
Yani bu genç arkadaş, Portekiz’in eşsiz yemeklerini, güneşini, dost canlısı kültürünü bırakırken mealen şu cümleleri kurdu.
Portekiz’in sunduğu çocukluğum için minnettarım ama bana gelecek vadetmiyor. Geleceğim için başka bir yerlerde mücadele etmek zorundayım.
Her gün dost meclislerinde bu cümleyi duymayanımız var mı? Demek ki Avrupa Birliği vatandaşı da olsan, gelir olarak daha üst seviyelerde olsan, ete balığa erişimin daha iyi de olsa, şehirlerini inşaat mafyası mahvetmemiş de olsa memnun olamayabilirsin. Ortalamanın biraz bile üstünde olanlar göçmek istiyor.
Birileri Orta Asya Türki cumhuriyetlerinden, İran’dan Türkiye’ye göç etsinler. Türkler ise Türkiye’den Almanya’ya göç etsinler. Almanlar ise Almanya’dan İsviçre’ye göç etsinler.
Peki kendi Atamızı, toprağımızı, yemeklerimizi, arkadaşlarımızı, ailemizi bırakıp gitmemiz her sorunu çözecek mi? Elbette bu şekilde her göçmen kendi standartını bir üst seviyeye çıkarabilir, doğru. Birey olarak evet fakat toplum olarak hiçbir şeyin düzeldiğini sanmıyorum. Yani genel olarak bu göçlerin amacı ne sorgulamamız gerekiyor. Göç alan ülkeler neden almak istiyor, neden bize ihtiyaç duyuyorlar bu yönde motive ediyorlar? Ya da daha başka bir ifadeyle neden gelişmiş ülkeler ucuz iş gücü ithal etmeden var olamıyor?
Odaklanmamız gereken, gerçekten İngiltere ‘sermayeyi’ ve mevcut düzeni üzmeyecek biçimde daha akıllıca çözümler üretemiyor mu? Gerçekten Almanya yola asfalt sermek için mültecilere mi ihtiyaç duyuyor? Gerçekten İsviçre hamburger yaptırmak için, iğne yaptırmak için, musluk tamiri yaptırmak için Almanya’dan birilerini mi getirtiyor?
Peki bu göç dünyada daralan iş imkanlarını düzeltecek mi? Gelir adaletsizliğini düzeltecek mi? Hastane sırasını, içimizi yiyip yok eden umutsuzluğu bitirecek mi? Bunları söyleme amacımı maruz görün,göçe karşı değilim, göçmenlere de. Hatta dünyanın birbirine yakınlaşması için büyük bir fırsat ele geçirdiğimizi düşünüyorum. Fakat bence bizim yaptığımız sadece gelecek sonumuzu yavaşlatmak. Günlük, geçici çözümler bulmak.Bunu yapmak uzun vadede sorunlarını çözüyor mu, çözüyorsa ne ala. Çözemiyor olacak ki Avrupa’nın her noktasında bu kötü gidişat daraltılara sebep oluyor faturası da azınlıklara, mültecilere, farklılara yükleniyor.
Halbuki elimizde büyük bir koz var: Teknoloji. Devletler para akışını doğru yönlendirirse belki de ucuz iş gücü olarak çalışacak hamburger yapıcıya gereğimiz kalmaz; öyle bir mesleği unuturuz. Örnek olarak evler tamiri kolay biçimde tasarlanırsa, standartlar olursa eminim ki ‘evde tamir et’ applikasyonları popüler olur, çağa ayak uydurmuş oluruz. Hele her mahallenin istediği parçayı basabilecek mini fabrikaları olursa… İnsanlar ihtiyacı olanı kolayca ve teknik detaylara girmeden elde edebilirse neden klozet tamirine 2 günlük maaşını versin diye sormadan edemeyeceğim.
Evde 3d yazıcılar ile bir şeyler yapmaya çalışanlar var, fakat bu artık bir norm olursa güzel olmaz mı? Arabanın parçası için kolayca ulaşabileceğin ürettirebileceğin yerler olsaydı, aynı telefon kullanmak gibi en cahil insanın bile kolayca yapabileceği bir hale gelseydi, sürdürülebilir bir yaşamı benimseseydik bu gerçekten ucuz iş gücünden daha insani olmaz mıydı? Bir yandan uzayda koloni kurma hayalleri kurarken bir yandan yaşlanan nüfusa hizmet açığını kapatacak bir çözüm bulamamamız bir tek bana garip gelmese gerek. Kim bilir belki de bir gün çok daha refah içinde yaşayabiliriz, hem de kimseyi sömürmeden.
