Kategori: Genel

  • Temu’dan alışveriş yasak, aracıların bize kazığı!

    Temu, aliexpress, amazon ve daha nicesi. Yerli esnafın 1 dolara aldığı ürünü 10 dolara satmasına karşın alınan bir eylemdi. Bir itiraz idi. Sadece bununla da kalmıyor, eski teknolojik aletlerin parçalarının temini ancak bu şekilde yapılabiliyordu. Argenin, özellikle düşük bütceli argelerin can kurtaranıydı. Bugün resmi gazete ilanına göre yurt dışından ürün, kargo getirmek eskisi gibi değil. Yurt dışından alışveriş limiti 0 euro ya düşürüldü. Yani temudan alacağınız basit bir süpürge yedek parçası onbinlerce lira gümrük masrafına neden olabilir.

    Bu durum şu tartışmayı yeniden körüklüyor? Her şeyi kendimiz üretebilir miyiz? Ne kadar fiyata üretiriz? Halka seçim yapma özgürlüğü verilmeli mi? Belli ki verilmemeli kararı verilmiş. Bu durum büyük şirketlerden küçük esnafta bir kazanç artışına sebep olabilir. Belli ki bu tercih edilmiş.

    Peki siyaset dışında bu durumu düzeltmenin, tedavi etmenin bir yolunu bulamaz mıyız? Bu durumda neler pahalanabilir, plastik figürler, yedek parçalar, ev dekorasyonu, telefon aksesuarları, çin işi kıyafetler. Bence derhal bunların evde üretimine başlamalıyız. Derhal kendi kalıbınızı çıkarın, kendi tasarımlı kıyafetinizi ürettirin. Hemde bunu evinizde yapın, gereksiz masraflardan kaçının. Derhal 3D yazıcı alın telefon tutacağı üretin. Özel tasarım baskılar ile yedek parça üretin. Unutmayalım halkın pastada ne kadar payı büyürse bu durumdan o kadar karlı çıkarız.

  • Blackmirror 7. sezon incelemesi

    Bu sene blackmirror’un 7. sezonu yayınlandı. Biraz üzerine konuşmak, yorum yapmak ya da analiz etmek istiyorum siz ne derseniz. Gerçi sadece ilk bölümü izledim. Ama içimde bir kıvılcım oluşmasına yetti. Bundan sonra sadece ilk bölüm için geçerli ufak spoiler olabilir.

    Bir çiftimiz var. Hanım kızımızın beyin ölümü gerçekleşiyor. Bir de şirket var. Mucizevi bir şekilde beyinden backup alıyorlar. Sonra kafatasının içine sentetik madde yerleştirip backup yani yedeği geri yüklüyorlar. Üstelik ameliyat ücretsiz. Fakat bunun bir bedeli var, aylık abonelik. Bir süre her şey güzel gidiyor, sonra beklenen şey geliyor: reklamlar. Evet kadın gerçekten reklam söylüyor, ve her geçen gün artıyor. Sonuç mu: üst aboneliğe geç.

    İşçe içimde kıvılcımlar oluşturan buydu. 10 yıl önce hangi hizmetlere aylık ödeme yapıyorduk. Şimdikinden daha azına. Peki 10 yıl sonra, muhtemelen şimdikinden daha fazlasına . Sadece almaya muhtaç(!) olduğumuz ürün artsa iyi, fiyatlar da artıyor. Hem de daha kötü hizmet alıyoruz. Ya da aynı kalite ve üstü hizmet için daha çok para isteniyor. Yani biz aynı muz vermek daha az elma almak. Ya da daha çok muz verip aynı elmayı almak. Peki gerçekten sormak istiyorum. Biz istemesek bu absürt zamları yapabilirler mi? İstememenin 2 çeşit yolu olur. Birincisi devlet eliyle regüle etmek -ki bunu kraldan çok kralcılar istemeyecek- ya da toplumca almamak. Satacak birini bulamazsan ürününün ne kıymeti var ki?

    Zamana karşı filminde olduğu gibi ya da blackmirror’un yedinci sezonunun ilk bölümünde olduğu gibi bu -artık-maliyeti bile olmayan hizmetlerin ücretsiz olması gerektiğini ne zaman idrak edeceğiz. Tüm dünyanın aynı anda tok olabileceğini ne zaman anlayacağız. Gerçekten ölümle burun buruna geldiğimizde mi? Yoksa daha önce mi?

  • Yapay zeka bizi aptal mı yapıyor?

    Geçenlerde bir doktorun (phd) hakemli dergide yayınlanan yayınında AI kullandığı ortaya çıktı. Meğer AI’nin referans olarak verdiği kaynak hiç var olmamış, hayal gücü imiş. Koskoca(!) akademisyen kaynaklara gideyim de bir bakayım bile dememiş. Derginin editörleri de dememiş.

    Okulda bir ödevimizde pdf yönergesinde absraction yani soyutlama yapılması apaçık yazılmışken, yani bir fonksiyonun nasıl davranması gerektiği yazılmışken bunu anlamayan hatta bilmeyen bir sürü kişi ödevini o şekilde teslim etti. Daha doğrusu AI’nin ne yazdığını bile kontrol etmediler.

    Hepimizin hayatındaki bu örnekler gün giderek artıyor. Sosyal medyayla beraber ilgi hastalığına yakalanan bir nesildik. Hareketlerimiz dünya görüşümüz sosyal medyaya göre şekilleniyordu. Bir insan grubu kendi çıkarları için herkesi istediği gibi düşündürtüyortu. Fakat en azından propaganda odakları tarafından şekilleniyorduk, insanlar tarafından. Şimdi de en ufak bilgiyi bile teyit etmeyen, sorgulamayan, AI’yi yarı-tanrı kabul eden bir nesil mi geliyor? Bu çılgınlığı denetleyecek herhangi bir kişi kurum kuruluş yok mudur? Nöroaktivitemiz gün geçtikçe azalacak mı? Doğru nedir? Madem algoritma kökenli davranışlar sergiliyoruz artık insanlara gerek var mı? Günden güne LLM’lerin yazdıkları insana benzerken, insanların yazdıkları da LLM’lerinkine benzediğini söyleyenler de var. Yani LLM’lerin kullandığı dil artık bizim normumuz olmaya başlıyor. Fark kapanıyor. İnsan nedir?

  • İnsan insan kaynakları mı yapay insan kaynakları mı?

    İş ilanı açmak, alım mülakatı yapmak, maaş skalasını ayarlamak, işçi performansını izlemek, gerekli eğitimleri düzenlemek, özlük haklarını düzenlemek bunlar bir ik’nın temel sorumlulukları değil mi? 20 yıl öncesinde bunları yapabilmek belki süper bir şey olabilir, 10 yıl öncesinde de yetenek isteyen bir şey olabilir. Fakat şuan belirli prosedürleri uygulamaktan bir farkı var mı? Ya da patronun kendi yapmak istemediği işten çıkarmaları yapan “kötü robot” olmaktan ne farkı var?

    Madem öyle, gerçekten bir robot kullansak güzel olmaz mı? İş ilanlarını açan bir AI, insandan daha iyi olur. Alım mülakatını yaparken, en azından, teknik konularda bilgi sahibi bir AI kullanmak, hiç bilmediği konularda eleme yapan eşit ağırlıkçı kullanmaktan daha verimli olabilir. Kişisel verilerle ilgili endişelere de kulak verilerek toplumla uyumlu bir performans izleme sistemi de pekala kurulabilir. Bu sistemi de mühendisler inşa edebilir. Ki bu konuda bir çok ai’nin çıktığını da ufak bir araştırmayla bulabildim. Kim bilir belki bu sefer layoff olacak olan insan kaynaklarıdır.

  • Günahlarımız biliniyor. 2000 sonrası doğduysanız..

    Bizden önceki neslin ne yaptığını biliyor musunuz? Emin olun ortalama bir gençten çok daha kötü şeyler. O küçücük köy yerinde bile birbirlerine-kendilerine ettikleri zulümleri duysanız şaşırırdınız. Fakat bunların hiçbiri ne dava konusu oldu ne de bir yerde karşılarına çıktı. İşe girerken kimse necisin demedi. Yaptıkları kendilerine karşı hiç kullanılmadı.

    Fakat bizim için durum böyle değil. Benim gibi ilk blogunuzu 10 yaşında açtıysanız, muhtemelen internetin sizin hakkında bildikleri, sizin kendiniz hakkında bildiklerinizden fazladır. Ne sevdiğiniz, ne düşündüğünüz, ne hissettiğiniz hepsi kayıt altında. Ve bu verileriniz sadece öyle istihbarat servislerinin bulabileceği bir yerde tutulmuyor. Lise talebesi biri bile size ulaşabiliyor. Devlet ulaşabiliyor. Hatta işvereniniz ulaşabiliyor.

    Geçenlerde bir video gördüm. Bir şirkette üst düzey yöneticilik yapan biri gerile gerile anlatıyordu, işe alacağımız kişinin tüm internet geçmişini inceleriz. Önceden bu işlem Türkiye’de yapılamıyordu ama şimdi yapılıyor diye de ekliyor. Evet aylık 50 bin alıp gecelere kadar çalışacağınız işe girerken 10 yıl önce girdiğiniz web sitesinden instagramda yaptığınız yorumlar incelenebilir. İşe girmemenize hatta daha da kötüsü işe-mevki-makama alınıp şantaj ile normalde yapmayacağınız şeyler yapmaya zorlanabilirsiniz. İşte bu kendi zihnimizde bile özgür olamadığımız, ayrı birer birey olamadığımız bir geleceğin ta kendisi. Öyle iz bırakmaya o kadar alıştık ki, artık bir kamuya açık bilgiyiz, artık sadece bir veri yığınıyız, bir insan değil. Tabii birilerine göre..

  • İnsanlık ne zaman sona erer: pluribus dizisi

    Breaking Bad’in yaratıcısı Vince Gilligan yeni bir işe imza atmış: PLUR1BUS dizisi. İlk iki bölümü izlerken aklıma birkaç soru geldi. Eğer bir virüs yayılsaydı da gerçekten tüm insanlık tek bilinç olsaydı insan varlığı evrende sona ermiş diyebilir miydik? Yoksa yaşayan biyolojik insanlar hala insan mı sayılırdı. Türlere doku, sinir, gen olarak var ya da yok demiyor muyuz? İnsanı insan yapanı ise bilişsel aktivite olarak kabul ediyoruz. Peki bilişsel aktivite olsaydı ama irade olmasaydı? Pluribusta aynen öyle oluyor. En azından ilk iki bölüm için. Dünyada roket inşaa ediyorlar, cerrahi ameliyatlar yapıyorlar. Uzaydan bakan biri için barışçıl gelişmiş bir tür ama hepsi diğerinin bilincini paylaşıyor ve hepsi bir bilinç. Sizce hala insan diyebilir miyiz? Ya da tam tersi olsaydı tüm irademiz ve bilincimizle makineye aktarılsaydık ve biyolojik olarak son bulsaydık… Fakat biz hala biz olarak kalsaydık, bilgisayarlar içinde. Hangisi daha insancıl olurdu? İkisinde de bilişsel aktiviteler var. Fakat birinde beden var gen var üreme var diğerinde de irade var insancıl hatalar var. Bence artık şunu sorgulayacağımız bir çağa giriyoruz: insanı insan yapan nedir?